Korktuğum şey gerçekten kedi miydi?

Bazen insan, hayatında hiç yaşamamış olduğu şeylerden bile korkabiliyor.

Ben yıllarca kedilerden ve köpeklerden korktum. Özellikle de kedilerden. İlginç olan şu ki, bunun mantıklı bir açıklaması da yoktu. Çünkü hayatım boyunca herhangi bir hayvan saldırısına uğramamıştım. Kötü bir deneyimim olmamıştı. Ama yine de yaklaşamıyordum. İnsanlar sokakta rahat rahat kedi severken ben dokunamıyordum bile.

Uzun süre bunun nedenini anlamadım.

Sonra düşündüm… Belki de küçüklüğümde hayvanlarla temas ettiğim bir hayatım olmadığı içindi. Gerçekten de çocukluğum boyunca hayvanlarla çok iç içe büyümemiştim. Ama yine de bu açıklama bana tam yetmiyordu. Çünkü benim gibi büyüyen herkes korkmuyordu.

Bir gün psikolojik astroloji eğitimi sırasında hocamız bir şey söyledi. Kendisi aynı zamanda psikoloji yüksek lisansı yapmış biriydi. Söylediği şeyin bilimsel doğruluğu nedir bilmiyorum ama beni düşünmeye sevk etmişti.

“Yurt dışındaki insanlara bakın, çoğu kedi köpekten korkmaz. Ama Türkiye’de özellikle kadınlarda bu korku daha fazla görülüyor. Bunun bazen bastırılmış duygularla bağlantısı olabilir.”

Bilginin doğru olup olmamasından çok, bende açtığı soru önemliydi.

Ben neden korkuyordum?

Neden dokunamıyordum?

Tam o dönemlerde astrolojide kedinin dişil enerjiyle ilişkilendirildiğini de duymaya başlamıştım. Kedilerin o rahat, akışta, kontrolsüz ve kendi halinde tavrının; dişil enerjiyi bastıran insanları rahatsız edebileceğine dair yorumlar vardı.

Doğru muydu bilmiyorum.

Ama ben yine de bunu düşünmeye başladım.

Acaba korktuğum şey gerçekten kedi miydi?

Yoksa kontrol edemediğim, öngöremediğim bir şey mi beni rahatsız ediyordu?

Çünkü fark ettiğim şeylerden biri şuydu:
Ben belirsizliği otomatik olarak kötü bir hikâyeyle dolduruyordum.

Kediye dokunsam beni tırmalayacakmış gibi…
Köpeğin yanından geçsem beni ısıracakmış gibi…

Ama neden?

Hiçbir şey de olmayabilirdi.

Şimdi dönüp baktığımda bunun biraz bilinçdışının çalışma şekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü zihin bazen bilmediği şeyi tehlikeyle dolduruyor.

Belki de korkunun kendisi, yaşanan gerçekten çok; zihnin yazdığı hikâyeyle ilgili oluyor.

Tam da o dönemlerde çocuklar kedi sahiplenmemizi çok istiyordu. Ben de bir canlıya yuva olmanın hem onlara hem bana iyi geleceğini düşündüm. Üstelik astrolojik haritamla ilgili aldığım yorumlarda da, biraz daha dişil enerjiyi aktive etmem gerektiği söyleniyordu. Özellikle Ay burcumun ve Venüs’ümün Oğlak yerleşimiyle ilgili böyle yorumlar almıştım.

Bütün bunlar birleşince, içimde başka bir düşünce oluştu:
Ya korktuğum şeye yaklaşmak bana iyi gelirse?

Çalıştığım şirketin bahçesinde hamile bir kedi vardı, bi arkadaşımız anne kedi doğum yapana kadar ona bakmak istiyordu ve kediyi içeriye aldık. Dava departmanında çalıştığımız için adını “Dava” koymuşlardı. Sonra Dava’nın dört yavrusu oldu.

Hera da onlardan biriydi.

Aslında onu ilk sahiplendiğimde hâlâ korkuyordum. Küçücük bir kediydi ama yine de tam rahat değildim. Hatta iki aylık olmasını bekledim. Sonra bir gün onu korka korka eve getirdim.

Ve bizim hikâyemiz böyle başladı.

İlk zamanlar yine temkinliydim. Ama sonra yavaş yavaş dokunmaya başladım. Parmağımla küçük küçük temas ettim. Sevdim. Alıştım.

Ve sonra çok ilginç bir şey oldu.

Yıllarca korktuğum şey, beni sakinleştirmeye başladı.

Onun mırıltısı…
Sessizce gelip yanıma yatması…
Sadece olduğu haliyle var olması…

Bende başka bir yere temas etti.

Bugün dönüp baktığımda Hera’nın bana sadece bir evcil hayvan değil, başka bir bakış açısı kattığını düşünüyorum.

Belirsizliğin her zaman kötü olmadığını…
Korkunun her zaman gerçeği yansıtmadığını…
Ve insanın bazen korktuğu şeye yaklaşınca dönüşebildiğini öğretti.

Belki de bazı korkular,
yenilmek için değil;
insana kendini göstermek için ortaya çıkıyor…