İnsan çoğu zaman kendini tanıdığını zanneder.
Ne hissettiğini bildiğini, tepkilerinin farkında olduğunu düşünür.
Ama hayatın içinde tekrar eden çatışmalar, benzer ilişkiler ve aynı duygusal döngüler bize başka bir şey söyler.
Bana göre sorun, kötü niyet değil; empati ve özellikle içgörü eksikliğidir.
İçgörü, kişinin kendine “dışarıdan” bakabilme kapasitesidir.
Kendi duygularını ve kendi iç süreçlerini anlayabilme yeteneğidir.
Yani sadece ne yaptığını değil, neden öyle yaptığını görebilmesidir.
Yıllar önce gittiğim bir psikolog bana içgörümün çok yüksek olduğunu söylemişti.
O zaman ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım.
Zamanla, hayatın içinde bunun ne anlama geldiğini çok daha iyi kavradım.
Çünkü benim zihnim;
yaşadıklarımı anlamlandırma, sonuç çıkarma,
olaylarla davranışlarım arasında bağlantı kurma
ve kendimi gözlemleme üzerine çalışıyor.
Bana göre içgörü eksik olduğunda kişi:
- Tepkilerini “ben buyum” diyerek açıklar
- Davranışlarının sebebini ve etkisini fark etmez
- Sorumluluğu çoğunlukla dışarıda arar
Örneğin;
Sürekli anlaşılmadığını söyleyen ama
kimseyi gerçekten dinlemediğini fark etmeyen biri…
Ya da iş hayatında hep haksızlığa uğradığını düşünen ama
kendi sınır koyamama hâlini hiç görmeyen biri…
Empati ise sadece karşıdakini anlamaya çalışmak değildir.
Aynı zamanda kendi davranışının karşı tarafta ne yarattığını fark edebilme becerisidir.
Bana göre empati eksik olduğunda kişi:
- Niyetini savunur ama etkisini görmez
- “Benim niyetim iyiydi” diyerek sonucu yok sayar
- Kendi duygusunu merkeze alır
Bu noktada kişi kötü niyetli değildir.
Ama etkisini fark etmediği için ilişkiler zarar görür.
Asıl zorlayıcı olan, içgörü ve empatinin birlikte eksik olmasıdır.
Kendi hayat tecrübem ve gözlemlerime göre bu durumda kişi:
- Kendini çoğunlukla haklı hisseder
- Aynı sorunları farklı insanlarla tekrar yaşar
- “Ben böyleyim” diyerek değişimin önünü kapatır
Hayatı otomatik pilotta yaşayan kişi,
algıladığını farkındalık sanır.
Bu yüzden gördüğünü gerçek zanneder,
sorgulamaz.
Ve aynı deneyimi,
farklı günlerde tekrar yaşar.
Ve sonunda,
onu “sandığı şeyler” yönetir.
Kendini Gözlemlemek Nasıl Yapılır?
Kendini gözlemlemek;
kendini düzeltmeye çalışmak, yargılamak ya da kontrol etmek değildir.
Kendini gözlemlemek,
kendini dışarıdan izliyormuş gibi
“olanı olduğu hâliyle” fark edebilme durumudur.
Düşünsenize;
sizden bir tane daha var ve sizi, yaptıklarınızı gözlemliyor.
Gerçek niyetinizi, verdiğiniz tepkilerin kaynağını biliyor.
Bunu yapabilmek için ilk adım durmaktır.
Evet, sadece durmak.
Eril–Dişil Denge Eğitmenlik Eğitimi’ nde bana verilen ödev gün içinde “durmak”tı, bir şey düşünmeden durmak ve etrafı izlemekti.
Gün içinde sadece durduğum anlar yaratıyor ve bunu eğitim grubuyla paylaşıyordum.
“Şu anda iş yerinin bahçesindeyim, sadece duruyorum ve etrafı izliyorum” diyordum.
Zihni benimki gibi çalışanlar için durmak zor bir eylem.
Ama geliştirilebilir bir hâlmiş, zamanla öğrendim.
Sen de kendini gözlemleme hâlini geliştirmek istiyorsan;
gün içinde dur ve bir bak:
Dışarıda neler oluyor, içeride neler var?
Ayrıca bir olay anında sadece bir–iki saniye dur
ve o anki duygunu fark et.
Özellikle bir tepki verdiğinde,
hemen açıklamaya ya da savunmaya geçme.
Tepkinin arkasındaki sebebi fark etmeye çalış.
Birinci adım: Dur ve şunu gözlemle:
- Bedenimde ne oluyor?
- Nefesim nasıl?
- Sıkışma mı var, hızlanma mı, donma mı?
Çünkü beden, zihinden önce konuşur.
İkinci adım: İsimlendirmektir.
“Sinirlendim”, “kırıldım”, “gerildim” demek yeterlidir.
Nedenini hemen bulmaya çalışma.
Üçüncü adım: Tepkini değil, sürecini izle.
Örneğin:
- Sesin yükseldi mi?
- Savunmaya mı geçtin?
- Geri mi çekildin?
Burada bir adım daha vardır.
Kendine şunu sor:
- Neyi korumaya çalışıyorum?
- Hangi duygudan kaçıyorum?
- Bu tepki bana daha önce nereden tanıdık?
- Bu tepkiyi “GERÇEKTEN” neden verdim?
Çünkü savunma, çoğu zaman güçten değil;
incinmiş bir yerden gelir.
Bu soruların cevabı hemen gelmeyebilir.
Ama soruyu sormak bile,
otomatik pilottan çıkmanın ilk adımıdır.
Kendini gözlemlemek, anında değişmek zorunda olmak değildir.
Fark etmek yeterlidir.
Fark edilen anlar çoğaldıkça, değişim zaten kaçınılmaz olur.
Çünkü kişi, fark etmeye başladığı şeyi
artık aynı şekilde sürdüremez.
Ve gerçek değişim,
kontrolle değil; gözlemle başlar.
Peki sen, gün içinde verdiğin tepkileri fark ediyor musun?


Yorum bırakın